KENDİNİ SORGULAYAN BAŞKASINA FIRSAT BULAMAZ!

İnsanlar hiçbir zaman istediği hayatı yaşayamazlar. Bazı çocuklar babalarının servetiyle dünyaya gelirken bazıları da yoksulluk içinde doğarlar. Dünya’ya gelmeden önce bunun pazarlığı yapılmaz ve insanlar anne babasını seçemezler. Zengin doğan hayatın şanslı çocukları olurlar, fakir doğanlar ise zenginlerin ihtiyaçlarını karşılayan işçiler olur. Dünyanın kanunu budur. Doğmadan önce sorsalardı tabi ki herkes zengin bir anne-babaya evlat olmak isterdi. Bunu seçemediğimize göre o zaman geldiğimiz hayatın rollerini hakkını vererek oynamalıyız.

Zoru görünce kaçmanın çözüm olmadığı gibi buna mecbur bırakılıyoruz. Zor görünen yaşantıya bile alışabiliyorken, kimisi milyonluk villasında, kimisi de kışın soğuğunda yakacak odun bulamadığı için donarak evinde ölüyor. Bazıları bu kadar bile şanslı olamıyor. Yaşayacak bir evi bile olmayanlar, sokakta ölmeye terk ediliyor.

Evinde soğuktan ölenler sokaktakilere göre biraz daha şanslı demek yanlış bir değim olmayacaktır. Zorluk içinde büyümenin de elbette güzellikleri yok dersek yalan olur. Yoksulluktan varlığa giden bir yol her zaman vardır. Önemli olan yapılan işlerde sağlam adımlarla ilerleyebilmektir. Her zaman hayat insanların karşısına bir çıkış yolu getirir ve bu yolda ilerleyebilenlerde yokluktan varlığa geçiş yapabilmiştir.

Bu varlık dediğimiz konuya da bir açıklık getirerek yazımıza devam edelim; varlık mal varlığına yakın bir cümle olsa da bizler bunu Vefa’ya bağlıyoruz. Paranın satın alamayacağı tek şey budur ondandır belki de. Bazen milyonlara sahip insanlar mutlu olamıyorken, cebinde hiç parası olmayan insanlar milyonları olmadan da mutlu olabiliyor. Önemli olan ise yaşadığımız bu hayatın bir gün son bulacak olmasıdır. Bunu bilerek yaşamanın bizleri her zaman hatalardan uzak tutacak ve doğru yolu görmemizi sağlayacaktır. İnsanlara cebindeki para kadar değer veren ve bu geldiğimiz kısa yolculukta yaptığımız iyilikler kadar anılacağımız gerçeğini unutmamalıdır. Hayat insanlara her zaman istediklerini vermese de verdikleriyle mutlu olabilmek ve bu mutluluğu yaşadığı kısacık ömrüne sığdırabilmek, yaşanılanların unutulmamasını sağlayacaktır.

 

Yaşadığımız bu devirde, insanlar birbirlerine yardımcı olmak düşüncesi yerine tam tersi bir düşünceyle yaklaşımlarına hız veriyor. Aile, arkadaşlık ve insanlık kavramları önemini tamamen yitirmiş ve insanı insan yapan temel bağların tamamını menfaat kaplamış durumda. İnsanlar Bayramlar dışında birbirine gitmiyor, gelmiyor ve istemiyor. Misafirlik kavramının tamamen anlamını yitirmesi de bunun açıkça göstergesidir. Artık sohbet, muhabbet üzerine ziyaretlerin dönemi kapanmış ve gösteriş ve üstünlük ziyaretleri başlamış. İnsanlar birbirlerini yeni aldığı eşyaları görmek için davet eder hale gelmiş. Bu olanları göz önünde bulundurursak Vefa’ya ne kadar ihtiyaç olduğunu görmek çokta zor değil.

 

*******************************************************

Müslüman olmayan bir ülkede yaşayarak en büyük zorluğu kendi kendimize yaşattığımızı bilerek devam edelim yazımıza. Zorluk içerisinde yaşadığımız İslam dinini, yeterince iyi anlatamıyoruz. Öncelikle kendimizi sorgulamamız gerekiyorken, kendini bırakıp başkasının Müslümanlığına dadanan insanların baskısından olacaktır ki, Müslüman olmayanlar (Hristiyan, Yahudi, vb) dine mensup insanlar Müslümanları barbar, katil, hırsız veya bunlara benzer şekilde değerlendiriyor.

Bir Müslüman bunlara sessiz kalmamalı. Müslümanlığın yanlış tanınmasına müsaade etmeye devam ettiğimiz sürece, Müslüman olmayanların saldırılarına karşı hiçbir cevap hakkımız olmayacaktır. Her insan kendi dinini savunmalı ve anlatmalıdır. Avrupa’nın birçok kentinde, camiler kundaklanırken, birçok caminin kapısına domuz kafası asıldı. Bunları bir birine bağlı tesadüfler olarak nitelendirmemeliyiz.

Güzel dinimizi herkese olabildiğinde güzel anlatarak, Müslümanlık adına attığımız güzel bir adım olacaktır. Başkalarının Müslümanlığıyla ilgilenmektense, Müslüman olmayanlara Müslümanlığı anlatmak sizlere daha çok fayda sağlayacaktır. Cami kapılarına asılan domuzları, kin güderek, insan döverek bitiremeyeceğimize göre o halde herkes bu konuda üzerine düşen görevi üstlensin.

Saygılarımla

Suat BEZENG-Brüksel
29-10-2014

Comments

comments

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir