En ucuz ifadeyle “bizden bir cacık olmaz”

 

En ucuz ifadeyle “bizden bir cacık olmaz”

Zor olan kaybetmek değil,
Kaybetmemek adına mücadele etmektir. Yanlışa direnip doğru olanın mücadelesini vermek ve yoluna devam etmektir.
Biz sözümüzü esirgemedik,
Söyledik.
Allah sağlık verdikçe de devam edeceğiz.
Yarım asır sonra Türk milleti kimliğini arıyor. Türkçe ve Türk Kültürü şahsileştiriliyor. Bu ilerleme, Türk toplumunun özünü menfi çıkarlara karşı kurban edecek. Hoşunuza gitsin gitmesin, biz en azından mücadele vermeye, topluma katkımızı sağlamaya çalıştık. Ben olmadım, biz dedim. Allah biliyor, doğru bile rahatsız edici hale geliyor. Doğru olan ağır geliyor ve kaldıramıyorlar, çünkü menfi duygular öne çıkıyor. Gözleri köreltiyor. Türklüğü geçtim. İnsanlıktan bile uzaklaşıyorlar. Kim bunlar.. Belçika Türk toplumu!!!

Öte yandan sadece Türkçe televizyon kanalı kurmadım, üzerine birde televizyon kanalı kurma trendine ev sahipliği yaptık. Sektörün kalitesini düşürmek için herkes kendine düşeni ziyadesiyle üstleniyor. Peki TV kanalı kurarsan ne olur biliyor musunuz? Evvela sizden önce bu işi yaptığını zannedenlerin hedefi olursunuz. Kendi evlatlarına toz kudurmayıp, milletin evladını sömürerek geçinen sözde zurnacılarında ayrıca hedefi olursun. İnanmayan profiller, profilin ne olduğunu bilmez ama vahiy iniyormuş gibi ortalıkta gezinirler. Özellikle sosyal medyanın etkisi çok fazla. Herkes bilim adamı, profesör, gök bilimci, siyasi analist, din adamı, velhasıl her sektör bu yüzden kan ağlıyor. İtibarsızlaştırılma bu işin başını çekiyor. FETÖ’cü ithamları artık gündelik hayatın bir parçası haline geldi. Hiç kimse mi hiç kimseyi sevmez diyorsun. Herkes mi yapmacık, herkes mi çıkarcı herkes mi üç kağıtçı diyorum. İnsanın inanası gelmiyor. Sorunlu olmak için ellerinden gelen insanlar, büründükleri sahte kimlikle yaşamını sürdürüyor. İnsanlığın kaybolduğu, Türklüğün ve Müslümanlığın menfi duygularca tüketildiği, dini alet ettikleri için din kardeşliğine bile itibar kaybettirildi. Allah birleştiremiyorsa kim birleştirir diye düşünüyorsun.

Sokakta insanlarımızın bu konudan mustarip olduğunu görüyorum. Herkes bu millet adam olmaz diyor. Bizden bir cacık çıkmaz diyorlar. Kendi ırkımıza güven duyamıyoruz. Avrupa’da, her şey bir yana, ana vatandan uzakta. Bizi kabul etmeyen insanların çoğunlukta olduğu bir ülkede.. İslamofobi kelimesinin neredeyse karşılığı kalmadı. Evvelce de demiştim. Tekrar etmekte fayda var, fitnenin çapı şehirlerin yakın olmasından dolayı, şehir, şehir dolaşıyor.

Ver gazı Osman abi, yansın geceler!

Türk olmanın zorlaştığı, Müslümanlığın aşağılandığı bir süreçte, duyarsız kalanlar, toplumsal sorunların her geçen gün artmasına sebep oluyor, boş işlerle meşguliyet artıyor, kişilik sorunu ortaya çıkıyor. Evet, hep beraber çözdük, Belçikalı Türklerde kişilik sorunu var. Karakter sorunu var. Bürünme sorunu, büründüğünün arkasında yanlışı doğru göremiyor, hayıflanıyoruz.

Yazık bu millete,
Yazık geleceğe,
Yazık Ümmede..

Ayrıca,
Elinden hiçbir iş gelmeyenlerin aslında karakteri “uyanıklık” mertebesine takılıyor, yaptığını yapmadı, yapmadığını da yaptı deniliyor. Bu fırsatı biz veriyoruz,
Biz bu imkanı vermemiş olsaydık durum çok farklı olurdu. İnşaatçı’da işi bilen olurdu, gazetecisi de, televizyoncusu da.. Eline fotoğraf makinası alıp, deklanşöre basmakla olmuyor bu işler. Kendine gazeteci deyip, fotoğraf makinasını otomatikte kullanır, fotoğrafçıymış gibi hava sergiliyorlar. Yaptıkları tek şey deklanşöre basmak. Çoğunluğunun fotoğraf makinası yarı profesyonel. Tam profesyonel değil. Telefon fotoğraflarına göre kaliteli! Oda fotoğraf makinasının eseridir. Belirtmek lazım. Bir zamanlar gazeteciliğin fiyatını yazmıştım. Merak etmeyin, şimdi de televizyonculuğun fiyatını yazmayacağım. Sadece belirtmem gerekiyor, kamerayla sağa sola koşarak, kayıt tuşuna basarak, iki kelimeyi bir araya getiremeyen insanlar yarım asırdır gazeteci görünmüş. Gazeteci demişler, 50 Euro’ya köpek ederiz diyorlar. Kimi diyorum, gazeteciyi diyorlar.

 

Bundan emin olunması için bir anımdan bahsetmek istiyorum.
Bir Belçikalı Polis, “50 Euro’ya manşet yapıyormuşsunuz, vereyim de beni manşet yap olur mu” dedi. Bu dışarıya yansıyan kısmı. Sözde gazeteci, sözde radyocu, sözde televizyoncu. Bir dönem, bilen bilir. Kabullenmiyorlardı. Bugün kabullendiler, törpülüyorlar. Doğru söyleyeni istemiyorlar. Kim bunlar, yine bu toplumun içinde yaşayan, yaşadığını düşünen insanlar. Yani kendi ırkımız olmasının bir anlamı yok. Bu anlamını yitirmiş durumda. Herkes menfi hareket ediyor. Korkaklaştık, susturulduk, ezildik, ötekileştik! Tüm bunlarla birlikte de bölünmüş olduk. Bin parçaya, toplumsal sorunları sakız haline getirdik. Menfidir dedik, ye yaf dedik geçtik. Ya da birkaç gün dedikodusunu yaptık. Kim bilir, kahve muhabbeti keyiflidir.

Şimdi konu dağılıyor diye düşünenler olacak,
Sorunla sorun üretildiğini anlatmaya çalışıyorum.
Tabi okuma yeteneği gelişmeyenlerin anlamasını ummuyorum. Onlar toplumun kayıp olan kısımlarını oluşturuyor. Kazanmak için Nesilin değişmesi gerekir. Teknoloji gelişirken küçülen beyinler, çağa ayak uydurma gayretine bile düşmüyorlar. Gerek yok ki!.

Gelelim sosyal medya kahramanlarına,
Bir gün aynen şöyle bir ses işittim. “Benim Facebook hesabım sizin takipçilerinizden fazla”. Sorduk mu hayır? Ayrıca,
Belçika’nın ilk Türkçe televizyon kanalı büyük bir kurum haline dönüştü. Marka haline geldi. Milyonlara ulaşıyor, senin Facebook hesabına şey edeyim diyecektim. Sonra nalet olsun, bu egolar yarım aşıra mal oldu, ne olacak bu milletin haline dedim içlendim. Yazıklar olsun bu millete dedim. Zorlanarak…

Tabi,
Belçika’nın Avrupa’ya başkentlik eden şehrinde, Türkler koloni haline gelmeyi başardı. Kapalı kutu misali, Belçikalılara hizmette kusur etmeme huyuyla birlikte, Türkleri ötekileştirmeyi, dışlamayı başardık. Gurbetçi demeyelim, Belçikalı Türkler diyelim diyorlar. Milletin kendiyle sorununu görmüyorlar. Belçikalı olabilseydik ala. Çünkü bir ırka sahip olmak demek gururdur. Çifte gurur yaşar, muvaffak olurduk ancak bunun yerine “bizden bir cacık olmaz” sözü sürekli tekrar edilir.

#aktiftv #aktifmedia