Projemizi taklit ettiler yetmedi, adımızı da taklit etmeye girişiyorlar.

Projemizi taklit ettiler yetmedi, adımızı da taklit etmeye girişiyorlar. Herkes kendine yakışanı yapar. Bu toplum ne kadar taklitçi olduklarını ezelden biliyor, burada bunlara alkış tutanlar görmediğimizi zannetmesin. Bu alkışlar yarın buraların kapısını sizlere kapatacak, her eline fotoğraf makinası alanı başımıza gazeteci, her mikrofonu alanı radyocu, her kamerayı alanı da televizyoncu yapan sizsiniz. Bu şarlatanlardan daha büyük günahınız var, görmedik, duymadık sanmayın.

Bu düzeni biz kurmadık belki ama herkes emin olsun biz değiştireceğiz! Biz şekillendireceğiz. Allah’ın izni, milletimizin duasıyla üretmeye devam edeceğiz; kimse görmüyoruz zannetmesin, bedeli olacak!

Burası Belçika

Kısa başlıklar içerisinde koca bir dünyayı kapsayabilecek özellikleri taşır. Özellikle, anavatandan çok uzaklarda, arada bin kilometrelerce yol var ise, gurbetliği içinde barındırıyor ve insanlığı zorluyor ise.. Bu yüzden sıkça “Burası neresi” diyesim gelir. Tıpkı bu ülkede yıllar önce benim gibi düşünlerin sorduğu, cevap bulamadığı, elbet bir gün birilerinin cevabını bulacağı şekilde. Anavatanımızdan sürekli Avrupa’ya geçiş hayalleri kuran birçok vatandaşımızın olduğu gerçeğini de gözardı etmeyerek, birkaç satır yazmak, hevesleri kırmadan olanı biteni sıcağı sıcağına yazmak bizim sırtladığımız yük oldu. Yük diyorum çünkü yapılacak o kadar çok şey varken bunları yazmak, bilmeyeni bilgilendirmek, bilginin gerçekliğini savunmak, doğru olduğunu kabullendirmek en azından bu iş kadar yorucudur.

Gittiğin yeri tanımayacaksan, ulaştığın heryer zından gibidir. İnsanlık kavramından uzaklaştırır, ne olduğu belirsiz, kişiliksiz biri haline getirir. Tıpkı burada yani Belçika’da olduğu, yaşandığı gibi. Sokaklarda Türk tabelaların yer aldığı, lüks restorantlar, lüks marketler, lüks ticari merkezlerin arasında, 1 milyonu aşkın ana nufüsü, 3 milyonu aşkın dışarıdan gelmiş misafirleriyle Brüksel bugün günlük yaklaşık 4 milyon kişiye ev sahipliği yapıyor. İş merkezleri, işlek caddeler, kalabalık insan nüfusu, tıkabasa dolu park alanları derken birde gürültülü bir ortamın tam içinde, yani gözlerin göremediği, zihinlerin kabullenemediği fiili cehennem ortamı. Etrafı izleme fırsatı olanlar çok iyi bilirler, herkes bir şeylerin peşinde koşuyor, bir bina yanında yaşayan insanların çektiği içler acısı durumdan haberdar olmadan, dünyavi işleri tamamlama çabası, insanlığı kendinden oldukça uzaklara savuruyor.

Bu durum sadece insan hayatında değil, ülke yönetiminde de farklı roller üstleniyor. Süre gelen saçma kanunlarla, zenginin daha çok zenginleştiği, fakirin ise açlık sınırına dayandığı bir süreç bugünler. Bugünler, tarihin karanlık sayfalarında, belki de bizlerin vesilesi ile yer bulacak, bizden sonra ki nesile miras kalacak. Önemli olan bugün yapılanların yarının nesline miras bırakılacağı konusuysa, attığımız adımlara, aldığımız kararlara dikkat etmeli, duyarlı yaklaşmalıyız. Her çağda ekonomik sıkıntılarla karşılaşmış insanoğlu, bazıları kuru ekmekle mutlu olabilmişken, bazıları da servetine servet katarken bile aç olduğunu göstermiştir. Dün yani yüz yıllar önce neler olmuş, neler yaşanmışsa; bugün Avrupa’nın başkenti sayılan Brüksel’de de o oluyor, o yaşanıyor. Metro istasyonlarını ev haline getirenler, bazen kışın soğuğunda, bazen ise açlıkla mücadele ederken hayatını kaybediyor. İnsan haklarından her fırsatta bahsederken, Avrupa’nın göbeğinde yaşanılan dramları gözleriyle görerek şahitlik edenler kafalarını başka tarafa çeviriyor, birkaç saniye belki de hallerine üzülüyor ama çok geçmedende unutuyor. Hayatta mücadele etmesi gerektiğini, çocuklarına daha iyi bir gelecek bırakabilmek için daha çok çalışması gerektiğini, daha iyi bir hayat için daha çok para kazanması gerektiğini düşünüyor, bunun için gece gündüz uğraşıyor gerektiğinde ise “insan” demeden sömürmeye yönelip, birilerinin kaybını kendi kazancı haline getiriyor. Sadece Avrupa’da durum bu şekilde ilerlemiyor. Yüz yıllardır Ortadoğu’da akan kanlara ortak olanlar, bedeli yine kanı dökülenlere ödetiyor. 10 yıldır dünya dengeleri sürekli değişiyor. ABD’nin mevcut durumu, iç karışıklıkları doların değer kaybetmesi bir yandan AB’yi diğer yandan ÇİN,RUSYA, TÜRKİYE gibi ülkelerin farklı alternatifler geliştirmeye yönlendirdi. Dünya artık ABD’yi istemiyor gözükse de aslında gerçekte istedikleri güçün tek bir noktada birdaha buluşmaması. Bunun için pazarlıklar yapılıyor ancak ne yazık ki öncesinde olduğu gibi yine insanların refahı gözardı ediliyor, tamamen ülke menfaatleri gözetleniyor. Savaşı başlatacak olanlar, savaşı kaybetse bile ya sürgün ediliyor ya da bir şekilde canını azraile teslim etmiyor. Ölenler tamamen insanlık, 1. Dünya Savaşı yaşandığında da öyleydi. 2. Dünya Savaşı yaşandığında da. Savaşı çıkartanlar, milyonlarca insanın canını, çocuk, bebek, anne, evlat demeden, hiçbir ayrım gözetmeksizin bombalar yağdırmış, milyonlarca insanı katletmişti. Bugün 3. Dünya Savaşı çıkarsa kaybeden insanlık olacak; kazan taraf kim olursa olsun. Daha iyi bir gelecek için, insanlığın kendini yönetenlere sağlam mesajları olmalı. Savaş kaçınılmazsa elbette ancak bunun sonrası da düşünülmeli. Her savaşın bedeli açlıktır, sefaletlik, yoksullukla mücadeledir. Sakat kalmaktır, canından olmak, sevdiğini kaybetmektir.

Dolayısıyla, yaşadığımız yerin neresinin olduğundan ziyade, yaşamımıza neleri koyabildiğimizi, nelerin eksik kaldığını, geleceğe dair neleri beklediğimizi ve bu beklentilere ne gibi hazırlık yaptığımızı görmemiz, anlamamız gerekir.

Suat BEZENG
25/08/2018

Sigara’yı bırakma (1. Gün)

Sigaraya başlayanlar nedense aradan bir 10-15-20 yıl geçmeden bırakması gerektiğini anlayamıyor. Bende o bazı gerçeklerin farkına geç varanlardan sayılırım. Öncelikle sigara bırakma olayını kafanızda gerçek anlamda bitirmeniz gerekiyor, öyle ansızım. Birden bire, hiç bir şey yokken anlık bir kararla “sigarayı bırakıyorum” diyeli yaklaşık 28 saat oldu.

Benim için ani bir karar oldu. Sanırım sigaraya başladığım zamanlarda da benzer şekilde bir karar ve çok geçmeden de kabullenmeyle sonuçlanmış, arkama baktığımda ise kayıbım tamı tamamına 16 yıl olarak önüme çıkıyor. Koca yılları sigara denilen bu illetle geçirmiş, kendimi ona alıştırmış, bağımlısı haline gelmişim.

Bu satırları yazmadan evvel bir kriz geçirdim diyebilirim. Yüksek etkiyle sigara içme arzum doruğa tırmanmıştı, dün yani bırakma kararı aldığım gece iyiydim. Bugün ağırlaştırılmış baş ağrısı, diş ağrısı ve nikotin arzusu hepsi bir arada ama pes etmek yok. Bu işi başarmak zorundayız, hem kendimiz için hemde etrafımızda bulunan çocuklarımız, sevdiklerimiz, arkadaşlarımız, müşterilerimiz için bu çok önemli.

Bu yazıyı seri olarak paylaşacağım, şimdilik iyi gidiyor. Yarın ne olacağını düşünmek yerine internetten bulduğum filmleri izlemek kafa dağıtmak hatta mümkünse sigara diye bir olayı beynimden tamamen silip atmak istiyorum ve inanınca başarılı olacağından da eminim. Sigarasızlığın verdiği rahatlık çok güzel. Çok daha rahat nefes alıyorum, içimde olumlu bir neşe oluştu. Kendimi çok ama çok iyi hissediyorum, iş yapmak, koşmak, sohbet etmek istiyorum, bu iyi hislerin ilerleyen günlerden daha da artacağını biliyorum, bu keyifi umarım sizlerde yaşarsınız.

Süreçle ilgili sormak istediğiniz sorular var ise aşağı yorum olarak veya araratsuat@gmail.com adresi üzerinden bana iletebilirsiniz, sizlerinde sigarayı bırakmasına vesile olacaksam mutlu olurum.

Saygı ve sevgiler,
22 Ağustos 2018