Kısa başlıklar içerisinde koca bir dünyayı kapsayabilecek özellikleri taşır. Özellikle, anavatandan çok uzaklarda, arada bin kilometrelerce yol var ise, gurbetliği içinde barındırıyor ve insanlığı zorluyor ise.. Bu yüzden sıkça “Burası neresi” diyesim gelir. Tıpkı bu ülkede yıllar önce benim gibi düşünlerin sorduğu, cevap bulamadığı, elbet bir gün birilerinin cevabını bulacağı şekilde. Anavatanımızdan sürekli Avrupa’ya geçiş hayalleri kuran birçok vatandaşımızın olduğu gerçeğini de gözardı etmeyerek, birkaç satır yazmak, hevesleri kırmadan olanı biteni sıcağı sıcağına yazmak bizim sırtladığımız yük oldu. Yük diyorum çünkü yapılacak o kadar çok şey varken bunları yazmak, bilmeyeni bilgilendirmek, bilginin gerçekliğini savunmak, doğru olduğunu kabullendirmek en azından bu iş kadar yorucudur.

Gittiğin yeri tanımayacaksan, ulaştığın heryer zından gibidir. İnsanlık kavramından uzaklaştırır, ne olduğu belirsiz, kişiliksiz biri haline getirir. Tıpkı burada yani Belçika’da olduğu, yaşandığı gibi. Sokaklarda Türk tabelaların yer aldığı, lüks restorantlar, lüks marketler, lüks ticari merkezlerin arasında, 1 milyonu aşkın ana nufüsü, 3 milyonu aşkın dışarıdan gelmiş misafirleriyle Brüksel bugün günlük yaklaşık 4 milyon kişiye ev sahipliği yapıyor. İş merkezleri, işlek caddeler, kalabalık insan nüfusu, tıkabasa dolu park alanları derken birde gürültülü bir ortamın tam içinde, yani gözlerin göremediği, zihinlerin kabullenemediği fiili cehennem ortamı. Etrafı izleme fırsatı olanlar çok iyi bilirler, herkes bir şeylerin peşinde koşuyor, bir bina yanında yaşayan insanların çektiği içler acısı durumdan haberdar olmadan, dünyavi işleri tamamlama çabası, insanlığı kendinden oldukça uzaklara savuruyor.

Bu durum sadece insan hayatında değil, ülke yönetiminde de farklı roller üstleniyor. Süre gelen saçma kanunlarla, zenginin daha çok zenginleştiği, fakirin ise açlık sınırına dayandığı bir süreç bugünler. Bugünler, tarihin karanlık sayfalarında, belki de bizlerin vesilesi ile yer bulacak, bizden sonra ki nesile miras kalacak. Önemli olan bugün yapılanların yarının nesline miras bırakılacağı konusuysa, attığımız adımlara, aldığımız kararlara dikkat etmeli, duyarlı yaklaşmalıyız. Her çağda ekonomik sıkıntılarla karşılaşmış insanoğlu, bazıları kuru ekmekle mutlu olabilmişken, bazıları da servetine servet katarken bile aç olduğunu göstermiştir. Dün yani yüz yıllar önce neler olmuş, neler yaşanmışsa; bugün Avrupa’nın başkenti sayılan Brüksel’de de o oluyor, o yaşanıyor. Metro istasyonlarını ev haline getirenler, bazen kışın soğuğunda, bazen ise açlıkla mücadele ederken hayatını kaybediyor. İnsan haklarından her fırsatta bahsederken, Avrupa’nın göbeğinde yaşanılan dramları gözleriyle görerek şahitlik edenler kafalarını başka tarafa çeviriyor, birkaç saniye belki de hallerine üzülüyor ama çok geçmedende unutuyor. Hayatta mücadele etmesi gerektiğini, çocuklarına daha iyi bir gelecek bırakabilmek için daha çok çalışması gerektiğini, daha iyi bir hayat için daha çok para kazanması gerektiğini düşünüyor, bunun için gece gündüz uğraşıyor gerektiğinde ise “insan” demeden sömürmeye yönelip, birilerinin kaybını kendi kazancı haline getiriyor. Sadece Avrupa’da durum bu şekilde ilerlemiyor. Yüz yıllardır Ortadoğu’da akan kanlara ortak olanlar, bedeli yine kanı dökülenlere ödetiyor. 10 yıldır dünya dengeleri sürekli değişiyor. ABD’nin mevcut durumu, iç karışıklıkları doların değer kaybetmesi bir yandan AB’yi diğer yandan ÇİN,RUSYA, TÜRKİYE gibi ülkelerin farklı alternatifler geliştirmeye yönlendirdi. Dünya artık ABD’yi istemiyor gözükse de aslında gerçekte istedikleri güçün tek bir noktada birdaha buluşmaması. Bunun için pazarlıklar yapılıyor ancak ne yazık ki öncesinde olduğu gibi yine insanların refahı gözardı ediliyor, tamamen ülke menfaatleri gözetleniyor. Savaşı başlatacak olanlar, savaşı kaybetse bile ya sürgün ediliyor ya da bir şekilde canını azraile teslim etmiyor. Ölenler tamamen insanlık, 1. Dünya Savaşı yaşandığında da öyleydi. 2. Dünya Savaşı yaşandığında da. Savaşı çıkartanlar, milyonlarca insanın canını, çocuk, bebek, anne, evlat demeden, hiçbir ayrım gözetmeksizin bombalar yağdırmış, milyonlarca insanı katletmişti. Bugün 3. Dünya Savaşı çıkarsa kaybeden insanlık olacak; kazan taraf kim olursa olsun. Daha iyi bir gelecek için, insanlığın kendini yönetenlere sağlam mesajları olmalı. Savaş kaçınılmazsa elbette ancak bunun sonrası da düşünülmeli. Her savaşın bedeli açlıktır, sefaletlik, yoksullukla mücadeledir. Sakat kalmaktır, canından olmak, sevdiğini kaybetmektir.

Dolayısıyla, yaşadığımız yerin neresinin olduğundan ziyade, yaşamımıza neleri koyabildiğimizi, nelerin eksik kaldığını, geleceğe dair neleri beklediğimizi ve bu beklentilere ne gibi hazırlık yaptığımızı görmemiz, anlamamız gerekir.

Suat BEZENG
25/08/2018


Like it? Share with your friends!

Suat BEZENG

İki ülke arasında, yaşam savaşı veren Suat BEZENG, hep iyimserliğini korumuş ve bu iyimserliğinede kızarak bugünlere gelmiş, nadir bulunan Türkçe severlerden biridir. Suat Bezeng; Aynı zamanda Aktif Haber Belçika gazetesi ve “Dijital Karasal Yayınlar ” gerçekleştiren, Belçika’nın ilk Türkçe TV kanalı Aktif TV‘nin genel yayın yönetmenliği görevini yürütüyor. Suat Bezeng Mersin doğumlu olup, 2011 yılından bu yana Belçika’nın başkenti Brüksel‘de yaşamaktadır.

Comments

comments