AVRUPADA TÜRK OLMAK!

Avrupalı Türkler olarak, bir takım eksikleri gidermenin vaktinin geldiğini düşünüyorum. Diğer insanlarla bağlarımızın güçlü kalması için başkalarından bir şey bekleyeceğimize, öncelikle kendimiz bu konuda çalışmalar yapmalıyız. Avrupa’da yaşamanın zorluklarını artık aştığımızı bilmemiz gerekiyor. Aile bağları, komşuluk bağları gibi insanı insan yapan görevlerimizi yerine getirmeyi geciktirmemeliyiz. Örf adetlerimizde olduğu gibi, aile bireylerine ve komşularımıza, arkadaşlarımıza gereken ilgiyi göstermeli ve bu bağları güçlendirmeliyiz.

İşlerin yoğunluğuna kendimizi kaptırıp başkalarının yaşadığı zorlukları göremiyoruz. Bu insanların bir kısmı kışın soğuğunda üşürken, diğer kısmı ise Avrupa’nın başkenti Brüksel’de olduğu gibi, dünyanın her hangi bir ülkesinde açlık savaşındalar. Bizler Avrupa’da elimizde olanların değerini bilmeden har vurup harman savururken kimileri Dünya’da yaşam mücadelesi veriyor. Bu mücadeleci insanların birçoğu belki de akrabamız veya arkadaşımız. Hiçbir bağımız olmasa dahi, bizler insanız ve insanlık görevimizi yerine getirebilmek için insanlık görevlerimizi yerine getirmeli ve bu insanların yaşadığı zorlukları, görmeliyiz ve duyurmalıyız.

İnsanlığın başladığı günden itibaren sürdürülen bu geleneği yeni nesillerin devam ettirmesi gerekiyor. İnsanlığın ilerlemesi ve dostluk kardeşlik içerisinde yaşamaları için gerekli bir kural. Bu konu duyarlı olmak için bir başka kimseleri beklemeden öncelikle kendi adımlarımızı atıp diğer insanlara örnek olmalıyız.

Unutmamalıyız ki, her insanın iş hayatında yükselebileceği gibi düşüşe geçebileceği de kabullenmemiz gereken bir gerçektir.  Hiç kimse sokaklarda uyumak istemez, karnini insanların atıklarıyla doyurmak istemez. Bu insanlar bizlere çok uzak bir mevkide sayılmazlar aslında. Bizlerde olabilirdik, bu gerçeği bilerek yasamak bizleri gönülden zenginleştirir.

Geçmişten gelen sağlam aile bağları olan bizler (Türkler) Avrupa’ya geldikten sonra her ne olduysa, aile bağlarını kopartmaya başladı ve akrabalık görevlerini tamamen unuttu. Birçok aile için ne yazık ki bu şekilde. Bizleri üzen ise gurbetlikte aile bağlarının sağlamlaşması gerektiği. 50. Yıllara girdiğimiz su dönemlerde, eski Türklerin anlattıklarına şuanda sadece gülebiliyoruz. Nedense sadece bizlere çok uzaklarda kalmış bir mazi olarak görünüyor. Oysaki hepsi yaşanmış ve gerçek öyküler. Yılların değiştiği gibi insanlarımızın da ne kadar değiştiğini görmemek elde değil.

Türklerin Avrupa’ya geldiği günlerde Türkiye’de durumu iyi olmayan fakat ailesinin geleceğini düşünen bu konuda bir şeyler yapabilmek adına gurbeti göze alıp dilini, dinini, kültürünü bile bilmediği ülkelere çalışıp, ailesine, çocuklarına bir katkı sağlamak istemişler. Belki bir tarla alırım, birde küçükte olsa bir ev yaptırır rahat ederim düşüncesi ne kadar masum ve mütevazı bir düşünce. Bu düşünceden neden koptuğumuz konusunda belki de ilk gelen 1. Nesil’in de bir fikri yoktur.

Suat BEZENG
Brüksel!

Comments

comments

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir