Suat BEZENG tarafından yazılmış tüm yazılar

İki ülke arasında, yaşam savaşı veren Suat BEZENG, hep iyimserliğini korumuş ve bu iyimserliğinede kızarak bugünlere gelmiş, nadir bulunan Türkçe severlerden biridir. Suat Bezeng; Aynı zamanda Aktif Haber Belçika gazetesi ve “Dijital Karasal Yayınlar ” gerçekleştiren, Belçika’nın ilk Türkçe TV kanalı Aktif TV‘nin genel yayın yönetmenliği görevini yürütüyor. Suat Bezeng Mersin doğumlu olup, 2011 yılından bu yana Belçika’nın başkenti Brüksel‘de yaşamaktadır.

En ucuz ifadeyle “bizden bir cacık olmaz”

 

En ucuz ifadeyle “bizden bir cacık olmaz”

Zor olan kaybetmek değil,
Kaybetmemek adına mücadele etmektir. Yanlışa direnip doğru olanın mücadelesini vermek ve yoluna devam etmektir.
Biz sözümüzü esirgemedik,
Söyledik.
Allah sağlık verdikçe de devam edeceğiz.
Yarım asır sonra Türk milleti kimliğini arıyor. Türkçe ve Türk Kültürü şahsileştiriliyor. Bu ilerleme, Türk toplumunun özünü menfi çıkarlara karşı kurban edecek. Hoşunuza gitsin gitmesin, biz en azından mücadele vermeye, topluma katkımızı sağlamaya çalıştık. Ben olmadım, biz dedim. Allah biliyor, doğru bile rahatsız edici hale geliyor. Doğru olan ağır geliyor ve kaldıramıyorlar, çünkü menfi duygular öne çıkıyor. Gözleri köreltiyor. Türklüğü geçtim. İnsanlıktan bile uzaklaşıyorlar. Kim bunlar.. Belçika Türk toplumu!!!

Öte yandan sadece Türkçe televizyon kanalı kurmadım, üzerine birde televizyon kanalı kurma trendine ev sahipliği yaptık. Sektörün kalitesini düşürmek için herkes kendine düşeni ziyadesiyle üstleniyor. Peki TV kanalı kurarsan ne olur biliyor musunuz? Evvela sizden önce bu işi yaptığını zannedenlerin hedefi olursunuz. Kendi evlatlarına toz kudurmayıp, milletin evladını sömürerek geçinen sözde zurnacılarında ayrıca hedefi olursun. İnanmayan profiller, profilin ne olduğunu bilmez ama vahiy iniyormuş gibi ortalıkta gezinirler. Özellikle sosyal medyanın etkisi çok fazla. Herkes bilim adamı, profesör, gök bilimci, siyasi analist, din adamı, velhasıl her sektör bu yüzden kan ağlıyor. İtibarsızlaştırılma bu işin başını çekiyor. FETÖ’cü ithamları artık gündelik hayatın bir parçası haline geldi. Hiç kimse mi hiç kimseyi sevmez diyorsun. Herkes mi yapmacık, herkes mi çıkarcı herkes mi üç kağıtçı diyorum. İnsanın inanası gelmiyor. Sorunlu olmak için ellerinden gelen insanlar, büründükleri sahte kimlikle yaşamını sürdürüyor. İnsanlığın kaybolduğu, Türklüğün ve Müslümanlığın menfi duygularca tüketildiği, dini alet ettikleri için din kardeşliğine bile itibar kaybettirildi. Allah birleştiremiyorsa kim birleştirir diye düşünüyorsun.

Sokakta insanlarımızın bu konudan mustarip olduğunu görüyorum. Herkes bu millet adam olmaz diyor. Bizden bir cacık çıkmaz diyorlar. Kendi ırkımıza güven duyamıyoruz. Avrupa’da, her şey bir yana, ana vatandan uzakta. Bizi kabul etmeyen insanların çoğunlukta olduğu bir ülkede.. İslamofobi kelimesinin neredeyse karşılığı kalmadı. Evvelce de demiştim. Tekrar etmekte fayda var, fitnenin çapı şehirlerin yakın olmasından dolayı, şehir, şehir dolaşıyor.

Ver gazı Osman abi, yansın geceler!

Türk olmanın zorlaştığı, Müslümanlığın aşağılandığı bir süreçte, duyarsız kalanlar, toplumsal sorunların her geçen gün artmasına sebep oluyor, boş işlerle meşguliyet artıyor, kişilik sorunu ortaya çıkıyor. Evet, hep beraber çözdük, Belçikalı Türklerde kişilik sorunu var. Karakter sorunu var. Bürünme sorunu, büründüğünün arkasında yanlışı doğru göremiyor, hayıflanıyoruz.

Yazık bu millete,
Yazık geleceğe,
Yazık Ümmede..

Ayrıca,
Elinden hiçbir iş gelmeyenlerin aslında karakteri “uyanıklık” mertebesine takılıyor, yaptığını yapmadı, yapmadığını da yaptı deniliyor. Bu fırsatı biz veriyoruz,
Biz bu imkanı vermemiş olsaydık durum çok farklı olurdu. İnşaatçı’da işi bilen olurdu, gazetecisi de, televizyoncusu da.. Eline fotoğraf makinası alıp, deklanşöre basmakla olmuyor bu işler. Kendine gazeteci deyip, fotoğraf makinasını otomatikte kullanır, fotoğrafçıymış gibi hava sergiliyorlar. Yaptıkları tek şey deklanşöre basmak. Çoğunluğunun fotoğraf makinası yarı profesyonel. Tam profesyonel değil. Telefon fotoğraflarına göre kaliteli! Oda fotoğraf makinasının eseridir. Belirtmek lazım. Bir zamanlar gazeteciliğin fiyatını yazmıştım. Merak etmeyin, şimdi de televizyonculuğun fiyatını yazmayacağım. Sadece belirtmem gerekiyor, kamerayla sağa sola koşarak, kayıt tuşuna basarak, iki kelimeyi bir araya getiremeyen insanlar yarım asırdır gazeteci görünmüş. Gazeteci demişler, 50 Euro’ya köpek ederiz diyorlar. Kimi diyorum, gazeteciyi diyorlar.

 

Bundan emin olunması için bir anımdan bahsetmek istiyorum.
Bir Belçikalı Polis, “50 Euro’ya manşet yapıyormuşsunuz, vereyim de beni manşet yap olur mu” dedi. Bu dışarıya yansıyan kısmı. Sözde gazeteci, sözde radyocu, sözde televizyoncu. Bir dönem, bilen bilir. Kabullenmiyorlardı. Bugün kabullendiler, törpülüyorlar. Doğru söyleyeni istemiyorlar. Kim bunlar, yine bu toplumun içinde yaşayan, yaşadığını düşünen insanlar. Yani kendi ırkımız olmasının bir anlamı yok. Bu anlamını yitirmiş durumda. Herkes menfi hareket ediyor. Korkaklaştık, susturulduk, ezildik, ötekileştik! Tüm bunlarla birlikte de bölünmüş olduk. Bin parçaya, toplumsal sorunları sakız haline getirdik. Menfidir dedik, ye yaf dedik geçtik. Ya da birkaç gün dedikodusunu yaptık. Kim bilir, kahve muhabbeti keyiflidir.

Şimdi konu dağılıyor diye düşünenler olacak,
Sorunla sorun üretildiğini anlatmaya çalışıyorum.
Tabi okuma yeteneği gelişmeyenlerin anlamasını ummuyorum. Onlar toplumun kayıp olan kısımlarını oluşturuyor. Kazanmak için Nesilin değişmesi gerekir. Teknoloji gelişirken küçülen beyinler, çağa ayak uydurma gayretine bile düşmüyorlar. Gerek yok ki!.

Gelelim sosyal medya kahramanlarına,
Bir gün aynen şöyle bir ses işittim. “Benim Facebook hesabım sizin takipçilerinizden fazla”. Sorduk mu hayır? Ayrıca,
Belçika’nın ilk Türkçe televizyon kanalı büyük bir kurum haline dönüştü. Marka haline geldi. Milyonlara ulaşıyor, senin Facebook hesabına şey edeyim diyecektim. Sonra nalet olsun, bu egolar yarım aşıra mal oldu, ne olacak bu milletin haline dedim içlendim. Yazıklar olsun bu millete dedim. Zorlanarak…

Tabi,
Belçika’nın Avrupa’ya başkentlik eden şehrinde, Türkler koloni haline gelmeyi başardı. Kapalı kutu misali, Belçikalılara hizmette kusur etmeme huyuyla birlikte, Türkleri ötekileştirmeyi, dışlamayı başardık. Gurbetçi demeyelim, Belçikalı Türkler diyelim diyorlar. Milletin kendiyle sorununu görmüyorlar. Belçikalı olabilseydik ala. Çünkü bir ırka sahip olmak demek gururdur. Çifte gurur yaşar, muvaffak olurduk ancak bunun yerine “bizden bir cacık olmaz” sözü sürekli tekrar edilir.

#aktiftv #aktifmedia

Köylüm diye oy vermek demek,

Köylüm diye oy vermek demek,
Başörtülüsün diye yumruk yemek demek,
İslamofobiyi patlatmak demek,
Kuranı Kerime yapılan hakarete onay vermek demek,
İşsiz kalmak,
Çöplük içinde bir mahalle de yaşamak demek,
Fakirleşmek,
Gelecekte çocuklarına uyuşturucu dolu mahalle bırakmak demek,
Köylüm diye oy vermek demek millete ihanet etmek,
İhanete destek olmak demektir.
Köylüm diye oy vermek,
İzin yolunda çile demek,
Pahalaşan uçak biletleri demek,
Toplum arasında güven kaybı demek,
Örf adetleri ve toplumsal değerleri kaybetmek demek,
Köylüm diye oy vermek; gelecekte camilerin kapatılması,

Kapatılmasına destek vermek demektir.
Köylüm diye oy verilmez, köylüm diye adam desteklenmez
Oyunu sana ve geleceğine gerçek anlamda kalıcı yön verenlere kullan!
Oyunu çöp etme!
Her iş yapacağım diyene inanma!
Her Türk, gerçekten Türklere destek olmuyor.
Her Türk aday, Türlüğü savunmuyor.
İslamiyeti savunmuyor!
Türklüğü sadece seçimlerde oy toplamak için kullananların sayısı çok fazla.
Suat Bezeng / Brüksel
8 Nisan 2019

Ahmet Kaya Bir Anka Kuşu

Yüzlerce soğuk namlu üzerime çevrildi,
Yüzlerce demir tetik aynı anda gerildi!
Anne, beni söğüdün gölgesinde vurdular,
Öpmeye kıyamadığın oğlun yere serildi.
Üşüştü birer birer çakallar üzerime,
Üşüştü her bir yandan göğsüme, ciğerime.
Anne, beni leş gibi yiyip talan ettiler,
Teşhis edilmek için savurdular önüne.
Yeryüzündeki acıların
Hepsini, hepsini tattım!
Heder oldum, ekmeğime tütün kattım!
Beni milyon kere yaktılar üstüste.
Bir Anka kuşu gibi anne,
Kendimi külümden yarattım.
Geceler tanır beni; konarım göçerim ben.
Geceler tanır beni; kan damlar içerim ben.
Anne, sen beni unut. Karanlığın bağrında
Kırmızılar ekerim, siyahlar biçerim ben.
Suçüstü yakalandım bölüşürken kalbimi,
Suçüstü, kelepçeyle yardılar bileğimi.
Anne, ben diyar diyar umudun savaşçısı,
Bir tutam sevgi için dağladım gözlerimi.
Prometheus’tum, çiviyle çakılırken taşlara
Ciğerimi kartallara yedirdim.
Spartakus’tüm, köleliğin çığlığında.
Aslanlara yem oldum, tükendim.
Kör kuyuların dibinde Yusuf’tum,
Kerbela çölünde Hüseyin.
Zindanlarda Cem Sultan, sehpada Pir Sultan.
Kaçıncı ölmem, kaçıncı dirilmem bu?
Tanrılardan ateş çaldım,
Yüzyıllarca turuştum, üstüste yandım.
Bir Anka kuşu gibi anne,
Kendimi külümden yarattım.
Ahmet Kaya

SÜTÜ BOZUKLARA;

Bir dine sahip misiniz merak ediyorum,
Bir peygambere iman ediyor musunuz?
Hangi kitaba biat ediyor, takip ediyorsunuz?
İnsanlıkla bağınız ne kadardır? 
Nedir sizin bu çirkefliğinize sebep olan?
Ne uğruna mücadele edersiniz siz?
7 Milyar insan ölsün hadi?
Tüm dünya size kalsın?
NE halt edeceksiniz?
Ölmeyecek misiniz siz?
Azrail AS hiç mi size uğramayacak?
Kaç kuruş bu kahpeliğin bedeli?
Söylesenize, size bedel ödetirken kaç kuruşluk fatura yollayacağız? Kaç GR yüreğiniz var? neden korkuyorsunuz?
Adam mısınız siz? Adamlıktan haberdar mısınız?
Hiç mi evladınız yok?
Hiç mi merhametiniz yok?
Hiç mi akrabanız, sevdiğiniz birileri yok?
Hiç mi Allah’tan korkmazsınız ?
Hiç mi hesap gününe inanmazsınız?
Rahman, kulunu yalnız bırakmaz.
Biz Allah’a ve Peygamberine iman ediyoruz.
Bizim Allah’tan başka kimseden korkumuz yoktur.
Biz yolumuzu Allah’ın emrettiği gibi belirliyoruz.
Biz doğru olana doğru, yanlış olana da yanlış diyoruz.
Biz hiçbir zaman yanlış yapmadık demiyorum. Yanlış yapmamaya çaba sarf ediyoruz.
Bizi biz yapan değerlere sahip çıkmaya çalışıyoruz.
Biz, 50 küsür zaman sonra Avrupa’nın göbeğinde 24 saat yayın yapan TÜRKÇE televizyon kanalı kurduk. Biz hayali gerçekleştirme şerefine nail olduk.
Bizi biz yapan değerleri, Türkçe ve Türk Kültürünü yaşatmaya, gelecek nesile aktarmaya çalışıyoruz. YAPABİLDİK DEMİYORUZ. Yapmaya, yapmak için mücadeleye tutuştuk diyoruz. İKİ YILDIR, gece gündüz demeden mücadele ediyoruz. AÇ, SUSUZ, UYKUSUZ kalıyoruz. Rahman biliyor. Allah şahittir ki geçirdiğim iki yıl 20 seneden fazla gibi geldi. Ömrümü tüketti. FEDA OLSUN. Milletimize feda olsun. Biz bu yola Allah için girdik. Allah’ın izniyle de devam edeceğiz. Allah şahit, milletimizde şahit olsun…

Çirkef kişi, kendine fazladır

Çirkef kişi, kendine fazladır, fazlaya aşina, olmayanı doğrulayandır.
Zor olanıdır,
Zorlayanıdır,
Zora dayanamayan,
İsyana zorlayandır.
Zorla olduran,
Olmayanı dayatandır.

Er kişi, tektir. Tek parçası bütünüdür.
Bütünüyle yürüyendir.
Zor olandır,
Zoru kaldıran,
Zordan kaçmayandır…

Zorun sevdasıyla,
Sevdanın sevdasıyla dolan yarınlara,

Suat Bezeng