Kategori arşivi: Köşe yazıları

En ucuz ifadeyle “bizden bir cacık olmaz”

 

En ucuz ifadeyle “bizden bir cacık olmaz”

Zor olan kaybetmek değil,
Kaybetmemek adına mücadele etmektir. Yanlışa direnip doğru olanın mücadelesini vermek ve yoluna devam etmektir.
Biz sözümüzü esirgemedik,
Söyledik.
Allah sağlık verdikçe de devam edeceğiz.
Yarım asır sonra Türk milleti kimliğini arıyor. Türkçe ve Türk Kültürü şahsileştiriliyor. Bu ilerleme, Türk toplumunun özünü menfi çıkarlara karşı kurban edecek. Hoşunuza gitsin gitmesin, biz en azından mücadele vermeye, topluma katkımızı sağlamaya çalıştık. Ben olmadım, biz dedim. Allah biliyor, doğru bile rahatsız edici hale geliyor. Doğru olan ağır geliyor ve kaldıramıyorlar, çünkü menfi duygular öne çıkıyor. Gözleri köreltiyor. Türklüğü geçtim. İnsanlıktan bile uzaklaşıyorlar. Kim bunlar.. Belçika Türk toplumu!!!

Öte yandan sadece Türkçe televizyon kanalı kurmadım, üzerine birde televizyon kanalı kurma trendine ev sahipliği yaptık. Sektörün kalitesini düşürmek için herkes kendine düşeni ziyadesiyle üstleniyor. Peki TV kanalı kurarsan ne olur biliyor musunuz? Evvela sizden önce bu işi yaptığını zannedenlerin hedefi olursunuz. Kendi evlatlarına toz kudurmayıp, milletin evladını sömürerek geçinen sözde zurnacılarında ayrıca hedefi olursun. İnanmayan profiller, profilin ne olduğunu bilmez ama vahiy iniyormuş gibi ortalıkta gezinirler. Özellikle sosyal medyanın etkisi çok fazla. Herkes bilim adamı, profesör, gök bilimci, siyasi analist, din adamı, velhasıl her sektör bu yüzden kan ağlıyor. İtibarsızlaştırılma bu işin başını çekiyor. FETÖ’cü ithamları artık gündelik hayatın bir parçası haline geldi. Hiç kimse mi hiç kimseyi sevmez diyorsun. Herkes mi yapmacık, herkes mi çıkarcı herkes mi üç kağıtçı diyorum. İnsanın inanası gelmiyor. Sorunlu olmak için ellerinden gelen insanlar, büründükleri sahte kimlikle yaşamını sürdürüyor. İnsanlığın kaybolduğu, Türklüğün ve Müslümanlığın menfi duygularca tüketildiği, dini alet ettikleri için din kardeşliğine bile itibar kaybettirildi. Allah birleştiremiyorsa kim birleştirir diye düşünüyorsun.

Sokakta insanlarımızın bu konudan mustarip olduğunu görüyorum. Herkes bu millet adam olmaz diyor. Bizden bir cacık çıkmaz diyorlar. Kendi ırkımıza güven duyamıyoruz. Avrupa’da, her şey bir yana, ana vatandan uzakta. Bizi kabul etmeyen insanların çoğunlukta olduğu bir ülkede.. İslamofobi kelimesinin neredeyse karşılığı kalmadı. Evvelce de demiştim. Tekrar etmekte fayda var, fitnenin çapı şehirlerin yakın olmasından dolayı, şehir, şehir dolaşıyor.

Ver gazı Osman abi, yansın geceler!

Türk olmanın zorlaştığı, Müslümanlığın aşağılandığı bir süreçte, duyarsız kalanlar, toplumsal sorunların her geçen gün artmasına sebep oluyor, boş işlerle meşguliyet artıyor, kişilik sorunu ortaya çıkıyor. Evet, hep beraber çözdük, Belçikalı Türklerde kişilik sorunu var. Karakter sorunu var. Bürünme sorunu, büründüğünün arkasında yanlışı doğru göremiyor, hayıflanıyoruz.

Yazık bu millete,
Yazık geleceğe,
Yazık Ümmede..

Ayrıca,
Elinden hiçbir iş gelmeyenlerin aslında karakteri “uyanıklık” mertebesine takılıyor, yaptığını yapmadı, yapmadığını da yaptı deniliyor. Bu fırsatı biz veriyoruz,
Biz bu imkanı vermemiş olsaydık durum çok farklı olurdu. İnşaatçı’da işi bilen olurdu, gazetecisi de, televizyoncusu da.. Eline fotoğraf makinası alıp, deklanşöre basmakla olmuyor bu işler. Kendine gazeteci deyip, fotoğraf makinasını otomatikte kullanır, fotoğrafçıymış gibi hava sergiliyorlar. Yaptıkları tek şey deklanşöre basmak. Çoğunluğunun fotoğraf makinası yarı profesyonel. Tam profesyonel değil. Telefon fotoğraflarına göre kaliteli! Oda fotoğraf makinasının eseridir. Belirtmek lazım. Bir zamanlar gazeteciliğin fiyatını yazmıştım. Merak etmeyin, şimdi de televizyonculuğun fiyatını yazmayacağım. Sadece belirtmem gerekiyor, kamerayla sağa sola koşarak, kayıt tuşuna basarak, iki kelimeyi bir araya getiremeyen insanlar yarım asırdır gazeteci görünmüş. Gazeteci demişler, 50 Euro’ya köpek ederiz diyorlar. Kimi diyorum, gazeteciyi diyorlar.

 

Bundan emin olunması için bir anımdan bahsetmek istiyorum.
Bir Belçikalı Polis, “50 Euro’ya manşet yapıyormuşsunuz, vereyim de beni manşet yap olur mu” dedi. Bu dışarıya yansıyan kısmı. Sözde gazeteci, sözde radyocu, sözde televizyoncu. Bir dönem, bilen bilir. Kabullenmiyorlardı. Bugün kabullendiler, törpülüyorlar. Doğru söyleyeni istemiyorlar. Kim bunlar, yine bu toplumun içinde yaşayan, yaşadığını düşünen insanlar. Yani kendi ırkımız olmasının bir anlamı yok. Bu anlamını yitirmiş durumda. Herkes menfi hareket ediyor. Korkaklaştık, susturulduk, ezildik, ötekileştik! Tüm bunlarla birlikte de bölünmüş olduk. Bin parçaya, toplumsal sorunları sakız haline getirdik. Menfidir dedik, ye yaf dedik geçtik. Ya da birkaç gün dedikodusunu yaptık. Kim bilir, kahve muhabbeti keyiflidir.

Şimdi konu dağılıyor diye düşünenler olacak,
Sorunla sorun üretildiğini anlatmaya çalışıyorum.
Tabi okuma yeteneği gelişmeyenlerin anlamasını ummuyorum. Onlar toplumun kayıp olan kısımlarını oluşturuyor. Kazanmak için Nesilin değişmesi gerekir. Teknoloji gelişirken küçülen beyinler, çağa ayak uydurma gayretine bile düşmüyorlar. Gerek yok ki!.

Gelelim sosyal medya kahramanlarına,
Bir gün aynen şöyle bir ses işittim. “Benim Facebook hesabım sizin takipçilerinizden fazla”. Sorduk mu hayır? Ayrıca,
Belçika’nın ilk Türkçe televizyon kanalı büyük bir kurum haline dönüştü. Marka haline geldi. Milyonlara ulaşıyor, senin Facebook hesabına şey edeyim diyecektim. Sonra nalet olsun, bu egolar yarım aşıra mal oldu, ne olacak bu milletin haline dedim içlendim. Yazıklar olsun bu millete dedim. Zorlanarak…

Tabi,
Belçika’nın Avrupa’ya başkentlik eden şehrinde, Türkler koloni haline gelmeyi başardı. Kapalı kutu misali, Belçikalılara hizmette kusur etmeme huyuyla birlikte, Türkleri ötekileştirmeyi, dışlamayı başardık. Gurbetçi demeyelim, Belçikalı Türkler diyelim diyorlar. Milletin kendiyle sorununu görmüyorlar. Belçikalı olabilseydik ala. Çünkü bir ırka sahip olmak demek gururdur. Çifte gurur yaşar, muvaffak olurduk ancak bunun yerine “bizden bir cacık olmaz” sözü sürekli tekrar edilir.

#aktiftv #aktifmedia

Köylüm diye oy vermek demek,

Köylüm diye oy vermek demek,
Başörtülüsün diye yumruk yemek demek,
İslamofobiyi patlatmak demek,
Kuranı Kerime yapılan hakarete onay vermek demek,
İşsiz kalmak,
Çöplük içinde bir mahalle de yaşamak demek,
Fakirleşmek,
Gelecekte çocuklarına uyuşturucu dolu mahalle bırakmak demek,
Köylüm diye oy vermek demek millete ihanet etmek,
İhanete destek olmak demektir.
Köylüm diye oy vermek,
İzin yolunda çile demek,
Pahalaşan uçak biletleri demek,
Toplum arasında güven kaybı demek,
Örf adetleri ve toplumsal değerleri kaybetmek demek,
Köylüm diye oy vermek; gelecekte camilerin kapatılması,

Kapatılmasına destek vermek demektir.
Köylüm diye oy verilmez, köylüm diye adam desteklenmez
Oyunu sana ve geleceğine gerçek anlamda kalıcı yön verenlere kullan!
Oyunu çöp etme!
Her iş yapacağım diyene inanma!
Her Türk, gerçekten Türklere destek olmuyor.
Her Türk aday, Türlüğü savunmuyor.
İslamiyeti savunmuyor!
Türklüğü sadece seçimlerde oy toplamak için kullananların sayısı çok fazla.
Suat Bezeng / Brüksel
8 Nisan 2019

SÜTÜ BOZUKLARA;

Bir dine sahip misiniz merak ediyorum,
Bir peygambere iman ediyor musunuz?
Hangi kitaba biat ediyor, takip ediyorsunuz?
İnsanlıkla bağınız ne kadardır? 
Nedir sizin bu çirkefliğinize sebep olan?
Ne uğruna mücadele edersiniz siz?
7 Milyar insan ölsün hadi?
Tüm dünya size kalsın?
NE halt edeceksiniz?
Ölmeyecek misiniz siz?
Azrail AS hiç mi size uğramayacak?
Kaç kuruş bu kahpeliğin bedeli?
Söylesenize, size bedel ödetirken kaç kuruşluk fatura yollayacağız? Kaç GR yüreğiniz var? neden korkuyorsunuz?
Adam mısınız siz? Adamlıktan haberdar mısınız?
Hiç mi evladınız yok?
Hiç mi merhametiniz yok?
Hiç mi akrabanız, sevdiğiniz birileri yok?
Hiç mi Allah’tan korkmazsınız ?
Hiç mi hesap gününe inanmazsınız?
Rahman, kulunu yalnız bırakmaz.
Biz Allah’a ve Peygamberine iman ediyoruz.
Bizim Allah’tan başka kimseden korkumuz yoktur.
Biz yolumuzu Allah’ın emrettiği gibi belirliyoruz.
Biz doğru olana doğru, yanlış olana da yanlış diyoruz.
Biz hiçbir zaman yanlış yapmadık demiyorum. Yanlış yapmamaya çaba sarf ediyoruz.
Bizi biz yapan değerlere sahip çıkmaya çalışıyoruz.
Biz, 50 küsür zaman sonra Avrupa’nın göbeğinde 24 saat yayın yapan TÜRKÇE televizyon kanalı kurduk. Biz hayali gerçekleştirme şerefine nail olduk.
Bizi biz yapan değerleri, Türkçe ve Türk Kültürünü yaşatmaya, gelecek nesile aktarmaya çalışıyoruz. YAPABİLDİK DEMİYORUZ. Yapmaya, yapmak için mücadeleye tutuştuk diyoruz. İKİ YILDIR, gece gündüz demeden mücadele ediyoruz. AÇ, SUSUZ, UYKUSUZ kalıyoruz. Rahman biliyor. Allah şahittir ki geçirdiğim iki yıl 20 seneden fazla gibi geldi. Ömrümü tüketti. FEDA OLSUN. Milletimize feda olsun. Biz bu yola Allah için girdik. Allah’ın izniyle de devam edeceğiz. Allah şahit, milletimizde şahit olsun…

DÜN BİR; BUGÜN İKİ

Öncelikle uzunca bir yazı olacak, affınıza sığınıyorum. Sevmediğim hadiseler, konuşmak istemediğim detaylar ancak açıklama yapma zarureti doğduğu için, naçizane ifade edeceğim,

Aktif TV kurulduğu günden bu yana (ACTİF DE NAMUR ASBL) adıyla yani bir dernek statüsünde faaliyetlerini sürdürdü. Yani biz kurulduğumuz günden bu yana KÂR AMACI GÜTMEYEN BİR KURULUŞUZ. Bugüne kadar, Belçika’da ihtiyaç duyulan birçok konuya değindik. Birçok vatandaşımıza ekran önü veya ekran arkasından destek çıktık, yardımcı olduk. Her şey bir yana Avrupa’ya Türkçe Yayıncılık sektöründe kalite getirdik. Avrupa’nın Türkçe Medyası, Aktif Media (Aktif TV) ile birlikte değer kazandı. Prestiji arttı ve Avrupa Türk toplumunun da bu vesile ile dikkatini çekmiş olduk. Avrupalı Türkler kendi yaşadığı ülkenin Türkçe Medyasını takip etmiyordu. Aktif TV bu bağlamda da önemli roller üstlendi. Yaklaşık iki yıldır değerli ağabeyim iş adamı Hasan Salar’ın desteğiyle Aktif TV Avrupa’da bir marka haline dönüştü.

Özellikle hazırladığımız O SES BENİM – AVRUPA ses yarışmasıyla Avrupa’da hatırı sayılır bir kitleye ulaştık. Bunu daha da genişleterek Batı Avrupa’nın dört bir yanına ulaşarak yayınlarımızı Allah’ın izniyle ulaştıracağız. İki yıllık süreçte binlerce kişiden söz aldık. Destek olacağını ifade ediyorlar ancak maalesef sadece ifade ettikleriyle kaldılar. Bizlerde Aktif Media (AKTİF TV) olarak “MİLLETİN KANALINA MİLLET SAHİP ÇIKSIN” dedik. Bugün sadece Aktif TV yayınlarını ulaştırmıyor insanlarımıza. Euro Müzik TV kanalımızda yayınlarını ulaştırıyor. Aynı zamanda Aktif Haber Belçika (www.aktif.be) internet gazetemizde okurlarına yayınlarını ulaştırıyor. Halı hazırda dergi ve radyo çalışmalarımız bulunuyor. Aynı zamanda, Avrupa’da Türkçe Yayıncılık yapan kurumlara yönelik bir takım projeler geliştiriyoruz. Avrupa Türk toplumunu bir araya getirecek yine hazırladığımız bir projemiz var. Ve tüm bu çalışmaları ilerletebilmemiz içinde Milletimizin desteğine ihtiyacımız var. Medyasız bir toplum güçsüz bir toplumdur. Medya edindiği güçle milletiniz temsil eder. Bizlerde Milletimizin ihtiyacını gidererek, Avrupa’da artan İslamofobi’ye karşı çalışmalar başlattık. Ermeniler’in sözde “soykırım” safsatasına karşı kalkan olmaya çalışıyoruz. Avrupa’da Türkiye’ye itibar kaybettirme savaşında Aktif Media olarak önemli roller üstlendi. Üstlenmeye de devam edeceğiz.

Ve şimdi diyorum ki, eğer Avrupa’da güçlü bir millet olmak istiyorsak, güçlü bir medyamız olmalı. İslamofobi, Ermeni Soykırımı dayatması, Eğitimsizlik, Örf ve Adetlerimizi yaşama gibi birçok alanda halı hazırda çalışmaları olan Aktif Media ‘ya destek vermek, Avrupa’da yaşayan Türk toplumunun asli görevlerinden biridir. Bizler bunca uğraşı sadece Milletimize hizmet olsun diye veriyoruz. Gece gündüz demeden çaba sarf ediyoruz. Avrupa’da yaşayan Türkler olarak ta sizlerde küçük büyük demeden destek vermeli, sahip çıkmalısınız.

Bugün Aktif Media, Avrupa’da milyonlarca vatandaşımızın evine misafir oluyor. Türk toplumuna katkı sağlayacak her projeyi koşulsuz şartsız destekleyeceğimizi ifade etmiştik. STK ve Derneklerin faaliyetlerinden ücret talep etmeden reklam yapıyoruz. Yani Milletimize katkı sağlayacak herkese kapımızı açtık. Buyurun dedik, ortak projeler üretelim dedik. Uzun lafın kısası, icraat bizden, destekte sizden değerli Avrupa Türk toplumu.

Saygı ve sevgilerimle,
Suat Bezeng
Aktif TV Kurucu CEO’su

Belçika Türk toplumu, değerleriyle alakalı şüpheye düştü

Resmi büyütmek için üzerine tıklayın

Belçika Türk toplumu, değerleriyle alakalı şüpheye düşmüş durumda.

Kimin ne yaptığının belli olmayışı da tabi bu duruma tuz biber oluyor. Herkes söz de toplumsal konuları gündemine almış, kimi dini duyguları kabartırken, kimisi de milli duyguları köpürtüyor… Dolayısıyla, kimin ne yaptığı, kimin kime ne kadar güvenmediği gerçeğiyle yüzleşmek zorunda bırakılıyoruz. Toplum olarak, yaptıklarımızın söylediklerimizle tutarsız olduğunu görmek, çekilen boşa küreklerin 50 yılı geri de bırakırken dikkate almak zorundayız. Bir 50 yılın daha boşa gitmemesi için ortak noktaları oluşturmak, birbirimize de güvenmek zorundayız.
 
Art niyetli, cahil-leşmiş, sonradan görme modun dan çıkmak, gelecek nesil’in yaşayacağı Ülke’nin sorunlarına çözüm üretmek zorundayız. İslamofobi gerçeği, ekonomik kriz gerçeği, ülke genelinde ötekileştirildiğimiz ve eşit şartlarda yaşayamıyor olma gerçeğiyle yüzleşmemiz gerekiyor. Türk olmanın, Müslüman kalmanın bedelini kimlerin ödediğini aç gözlülerin çoğunluğunu oluşturduğumuz toplumumuz da görmeli. Gözü aç, karnı doyan ancak gözü doymayan, beyni fitne fesatlıkla dolanlar topluma, geleceğe, dinimize, milletimize zarar veriyor. Bu zararı kabullenmiyor isek, bana dokunmayan yılan bin yaşasın psikolojisinden çıkın ve kendinizi silkeleyin. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu…
 
Şimdi cahil cühela bir milletin çoğunluğuna (yani Belçika Türk toplumunun çoğunluğundan bahsediyorum burada) tüm bu yazdıklarım vakit kaybı görünse de,
– Cühela olana, cümbüş ola.
 

Suat Bezeng’i Sosyal Medya Hesaplarından Takip Edin;
FACEBOOK :    https://www.facebook.com/sbezeng
İNSTAGRAM : https://www.instagram.com/suatbezeng

Evvela ifade etmek gerekir, yolundan dönenin çiğeri kurusun

Evvela ifade etmek gerekir, yolundan dönenin çiğeri kurusun. Allah şahit, milletimizde şahit olsun. 50 yıldır susanlar, 50 yıldır kafasını kuma gömenler, milletimizin derdini görmezden gelenler, millet için ödenen bedelin altında kalacak.

Bu milletin sırtından kazananlar, bu millete hesap verecek. Yüreğimiz toprak olana kadar, Allah şahit, milletimizde şahit olsun. Sosyal medya da kıytırık şekliyle çakma enstrümanlarla entelektüel takılan insan müsveddesi şebekler, size de sıra gelecek. Bu milletin sırtından kazanıp bu milleti sözde aydın beyninizle hor göremezsiniz.

Birkaç kitap okumayla, birkaç kıytırık ifadeyle küflenmiş çiğerlerinizi daha fazla gizleyemeyeceksiniz. Allah şahit, milletimizde şahit olsun, bizim bu millete vermiş olduğumuz sözler, boynumuzun borcudur.

Sözde STKLAR,
Sözde Dernekler,
Sözde İş adamları,
Sözde Siyasetçiler,
Sözde Dinci yobazlar,
Sözde Gazeteciler,
Sözde Milliyetçiler,
Sözde Muhafazakarlar,
Sözde Sanatçılar,
Sözde Vatan Millet kahramanları,
Sözde hükümet kurup, hükümet yıkanlar,
Sıra size de, size destek verenlere de gelecek.

Mersin Karahacılı Köyünde “Sarı Altın Murt” heyecanı

Mersin’in birçok bölgesinde, birçok köyü ziyaret etmiştim. Dağların etrafında oluşan patika yolların ardından bulunduğumuz bölgeden yaklaşık 30 kilometre yol kat ettikten sonra Mersin’in Yenişehir Belediyesine bağlı köylerden olan Karahacılı’ya ulaşıyoruz. Yol arkadaşım Mustafa Eroğlu ile birlikte temiz hava ve portakal, mandalina, limon ağaçları bizi karşılıyordu.

Sarı Altın adını alan Murt’un tam olarak ne olduğu merakı tabi içimde her geçen saniye artıyor, görme hissi daha da artıyordu. Yolda karşılaştığımız Şerif Dayı “beni de ileri köye kadar atın dedi” beraberimize alarak yola devam ettik. Bizi Karahacılı köyünde Ahmet abi karşılayacaktı.

Bir yandan Şerif Dayı’yı gideceği yere bırakmak diğer yandan da Ahmet abiyi bulmaya çalışmaktaydık. Köy güzel, yollar eski, Avrupa’nın asfalt yollarına hiç ama hiç benzemiyor tabi.

Telefon veya internet olayı neredeyse sıfır diyebilirim. Zaten öyle bir köyü ziyaret etmek istiyorsak bunlardan da bir zahmet uzak duralım demekte sanırım absürt olmaz. İhtiyacınız var ise özel durumlar vs, onun için elbette önceden önleminizi almanızda fayda var. Şerif Dayı’yı bıraktıktan sonra Ahmet Abi’yi de sora sora bulduk nihayetinde. Ahmet abi bizi Karahacılı köyünün Murt satıcılarıyla buluşturma görevini üstleniyor. Yüzünde gülücükler açan insanlar işte.. Sordum bir ara Ahmet ağabey Mersin mi güzel, Karahacılı mı diye, “ Mersin’de benim başım dönüyor” dedi güldü. Haklı olarak, benimde dedim. Oralarda yaşayabilmek, aslında dünya’da vaat edilmiş kısmi bir cennet ifadesi uygun olacaktır. Bizlere de Allah nasip etsin inşallah.

İşte bizi Karahacılı Köyüne sürükleyen şeker hastalığına iyi gelen, şifa maddesi olarak dünyaya nam salan Sarı Altın “Murt” tam olarak bu. Çiftçi Ali abi ve eşi canla başla Sarı Altın olarak adlandırdıkları ekmek kapıları olan Murt’u özenle topladıktan sonra bizler için ambalajlıyor. Birtanesinin bile boşa gitmemesi için büyük bir özveriyle paketliyor ağızlarını da yine aynı özenle kapatarak teslim edeceği hale getiriyor. Ali abi, köylük yerde tarla, bahçe işleriyle geçimini sağlıyor. Eşi’de sürekli yanında ve her daim beraber çalışarak eşine ve ekmeğine büyük katkı sağlıyor. Sevecen bir o kadarda muhabbeti dinlenecek bir çift. Bizleri dağ manzarasıyla ağırlayarak ev sahipliği etti. Onure olduk, böyle güzel insanların hala var olduğunu bilmek ve onlarla beraber muhabbet etmek, köyün güzelliğine renk kattı.

Tabi köy’e gidipte koyun sürüsünün yolunuzu kesmemiş olması mümkün olabilir mi.
Sürüyü büyük bir heyecanla izledim. Uzun zaman olmuştu gerçekten keyif aldım. Şehrin kalabalığından uzaklaşıp, bol oksijenin arasında, aşağıdan kilometrelerce yukarıda dağ havasıyla bizi henüz ilk dakikalarda huzurla buluşturmuştu.

Tabı bal’dan tatlı dedikleri, dalından kopartılmış mandalina, portakalı bu köyde bulmak mümkün. Köyde yaşayanların temiz yüreği, yardım sever yaklaşımı ve misafirperverliği de bizleri mutlu etti. Bu köye yolunuz düşerse mutlaka Ahmet abiyi bulun ve misafiri olun derim. Pişman olmayacaksınız.

Ali abi ve hanımına Sarı Altınları özenle yetiştirip bizlere ulaştırdığı ve ekstra paketlediği için teşekkür ettikten sonra artık bizlere de Karahacılı Köyü’ne veda etme vakti gelmişti. Bizlere Karahacılı Köyünde rehberlik yapan, Köyü ve çalışmaları anlatarak destek veren Ahmet abi evinin bahçesinde yetiştirdiği mandalinaları ısrarla elimize tutuşturdu.

Açık konuşmak gerekirse ben ömrümde bu kadar lezzetli, bu kadar tatlı bir mandalina yediğimi hatırlamıyorum. Ahmet abi muhabbetiyle yetiştirdiği mandaliları ağzımızı yol boyunca tatlandırdı. Eğer Karahacılı Köyüne uğrarsanız, Ahmet abiyi bularak aynı mandalinaların tadına bakma şansına da sahipsiniz. Misafirlerini ağırlamaktan mutluluk duyacağını bizlerde ağzından duyarak oradan uzaklaştık.

Yolları, manzarası, insanları ve ürettiği organik ürünleriyle Karahacılı Köyü unutulmayacak hatıralarıyla bizlere büyük bir miras bıraktı. Elveda güzel insanlar, elvada güzel yurdumun güzel verimli toprakları. Bir başka sefere, bir başka mevsimde tekrar görüşmek dileğiyle….

Suat BEZENG
18 Aralık 2018
Mersin / Yenişehir – Karahacılı Köyü