Etiket arşivi: Suat Bezeng

Dosta binaen

Sokağa çıktığında kaç çeşit araba görüyorsan bilki o kadar çeşit fikir var, o kadar çok doğru, yanlış, göz, acı olduğunu görmen gerekir. Hiç birinin aynı görme, aynı duyma şansı yok. Hiçbiri aynı düşünceye sahip değil. Hiç birini tatmin edemezsin. Hiçbirine gerçekten inanıp güvenemezsin. Bu nedenle de kendin görmen, kendin duyman gerekir. Kişilikleri görmen, göstermen gerekir.

Suat Bezeng
Dosta binaen

Belçika Türk toplumu, değerleriyle alakalı şüpheye düştü

Resmi büyütmek için üzerine tıklayın

Belçika Türk toplumu, değerleriyle alakalı şüpheye düşmüş durumda.

Kimin ne yaptığının belli olmayışı da tabi bu duruma tuz biber oluyor. Herkes söz de toplumsal konuları gündemine almış, kimi dini duyguları kabartırken, kimisi de milli duyguları köpürtüyor… Dolayısıyla, kimin ne yaptığı, kimin kime ne kadar güvenmediği gerçeğiyle yüzleşmek zorunda bırakılıyoruz. Toplum olarak, yaptıklarımızın söylediklerimizle tutarsız olduğunu görmek, çekilen boşa küreklerin 50 yılı geri de bırakırken dikkate almak zorundayız. Bir 50 yılın daha boşa gitmemesi için ortak noktaları oluşturmak, birbirimize de güvenmek zorundayız.
 
Art niyetli, cahil-leşmiş, sonradan görme modun dan çıkmak, gelecek nesil’in yaşayacağı Ülke’nin sorunlarına çözüm üretmek zorundayız. İslamofobi gerçeği, ekonomik kriz gerçeği, ülke genelinde ötekileştirildiğimiz ve eşit şartlarda yaşayamıyor olma gerçeğiyle yüzleşmemiz gerekiyor. Türk olmanın, Müslüman kalmanın bedelini kimlerin ödediğini aç gözlülerin çoğunluğunu oluşturduğumuz toplumumuz da görmeli. Gözü aç, karnı doyan ancak gözü doymayan, beyni fitne fesatlıkla dolanlar topluma, geleceğe, dinimize, milletimize zarar veriyor. Bu zararı kabullenmiyor isek, bana dokunmayan yılan bin yaşasın psikolojisinden çıkın ve kendinizi silkeleyin. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu…
 
Şimdi cahil cühela bir milletin çoğunluğuna (yani Belçika Türk toplumunun çoğunluğundan bahsediyorum burada) tüm bu yazdıklarım vakit kaybı görünse de,
– Cühela olana, cümbüş ola.
 

Suat Bezeng’i Sosyal Medya Hesaplarından Takip Edin;
FACEBOOK :    https://www.facebook.com/sbezeng
İNSTAGRAM : https://www.instagram.com/suatbezeng

Evvela ifade etmek gerekir, yolundan dönenin çiğeri kurusun

Evvela ifade etmek gerekir, yolundan dönenin çiğeri kurusun. Allah şahit, milletimizde şahit olsun. 50 yıldır susanlar, 50 yıldır kafasını kuma gömenler, milletimizin derdini görmezden gelenler, millet için ödenen bedelin altında kalacak.

Bu milletin sırtından kazananlar, bu millete hesap verecek. Yüreğimiz toprak olana kadar, Allah şahit, milletimizde şahit olsun. Sosyal medya da kıytırık şekliyle çakma enstrümanlarla entelektüel takılan insan müsveddesi şebekler, size de sıra gelecek. Bu milletin sırtından kazanıp bu milleti sözde aydın beyninizle hor göremezsiniz.

Birkaç kitap okumayla, birkaç kıytırık ifadeyle küflenmiş çiğerlerinizi daha fazla gizleyemeyeceksiniz. Allah şahit, milletimizde şahit olsun, bizim bu millete vermiş olduğumuz sözler, boynumuzun borcudur.

Sözde STKLAR,
Sözde Dernekler,
Sözde İş adamları,
Sözde Siyasetçiler,
Sözde Dinci yobazlar,
Sözde Gazeteciler,
Sözde Milliyetçiler,
Sözde Muhafazakarlar,
Sözde Sanatçılar,
Sözde Vatan Millet kahramanları,
Sözde hükümet kurup, hükümet yıkanlar,
Sıra size de, size destek verenlere de gelecek.

Türk siyasetçiye oy vermeyeceğim diyenlerin sayısı %40’ı buldu

Belçika’ya seçim gelirde, küfürler, sürtüşmeler, saldırılar, baş kırmalar gelmez mi? Gelir tabi, hemde alası gelir.. Belçika’da siyaset yapanlar kimin hangi bölgeden ne kadar oy alacağı değil; kimlerin oyunu alacağına karar vermeli. Seçimler afiş asma yarışıyla başladı. Size afişleri bol diye oy vereceğini düşünerek hata ediyorsunuz… Aşağı da 226 kişinin katılımıyla bir Türk siyasetçiye oy vermeyeceğim diyenlerin sayısı %40’ı buldu. Biraz düşünmeye davet ediyorum sizi. Bırakın alicengiz oyunlarını

“Belçika’ya üç futbol takımı geliyor çoşkusu”

Belçika’ya Türkiye’den üç Türk takımının geliyor olması Belçika’da yaşayan Türk toplumu tarafından heyecan yarattı. 

Tabi bende heyecan yaptım.
Uzun zamandır yoğun geçen yaşantımda, unuttuğum, keyifli günler aklıma geldi. Çok mutlu oldum. Hayatın ve insanların yorgunluğuyla anı kutumda bulunan akreditasyon kartlarımı gözden geçirdim. Hangi futbol karşılaşmasına gitmemişimki değerli ağabeyim Kadir Özmen ile. Neredeyse çoğuna gittiğimi bile hatırlayamadığım futbol karşılaşmaları.
Hangi karşılaşmalar yok ki;

Schalke04 – Galatasaray, (Almanya)
Deifferdeng 03 – Trabzonspor (Lüksemburg)
FC Brussels – Eendracht Alast   
Lokeren – Trabzonspor,
Galatasaray- Anderlect (Türkiye/İstanbul TT Arena)
Feyenoord – Beşiktaş,  (Hollanda)
Hollanda – Türkiye,  (Hollanda)
Galatasaray- Real Madrid ( İstanbul TT Arena)
Clup Brugge – Beşiktaş,
Lüksemburg – Türkiye  (Lüksemburg)
Galatasaray – Juventus (İtalya Torino şehri)
PSV Eindhoven – Trabzon, (Hollanda)

 Akreditasyon kartlarını koca koltuğa serdim

Bunlar tamamı değil tabi ki; Kadir ağabeyim unuttuklarımı hatırlatacaktır eminim. O dönemlerde birgün iyi bir anı olarak duracağını tahmin edemedik. Bilseydim hepsini özenle saklardım.
Sağlık olsun artık…

Belçika’ya gelecek olan temsilcilerimizi Aktif TV olarak yakından takip edeceğiz.
Belçika’ya da önümüzde ki aylarda üç takım geliyor. Bu takımlar;

Genk – Beşiktaş,
Anderlect – Fenerbahçe,
Akhisar Bld – Standart Liege ,

Allah nasip ederse, anı kutuma 3 giriş kartı daha eklenecek. Aktif TV olarak, bu karşılaşmaları, girişte kapıların açılmasını bekleyen Türk vatandaşlarını ekrana getirecek, sürekli canlı yayın yapmaya çalışacağız. Belçikalı Türklerin rengi ne olursa olsun bir arada bir ağızdan temsilcilerimizi desteklemesini, yağmura aldanmadan tezahürat yapan tribünleri sizler için ekranlara taşıyacağız. Böylece anılarımız artacak, önemli olanda bu.

Doğduk, bugün öldük…
Gidenlere ne bıraktığımız kadar, kendimizle ne götürdüğümüzü de hesap etmeli…
Bizim yolumuzda belli ne söylediğimiz de…
Söylediğimiz neyse; yaptığımızda o olmuştur.
Telaşlanmayın,
Biz bitti demeden hiçbir şey bitmeyecek..
Bakın, özenle dizilince daha da güzel göründüler.

Bayağı kırışmışlardı. Böylece daha sağlıklı bir ortamda yeni yerine hazır bekleyebilir.

Burası Belçika

Kısa başlıklar içerisinde koca bir dünyayı kapsayabilecek özellikleri taşır. Özellikle, anavatandan çok uzaklarda, arada bin kilometrelerce yol var ise, gurbetliği içinde barındırıyor ve insanlığı zorluyor ise.. Bu yüzden sıkça “Burası neresi” diyesim gelir. Tıpkı bu ülkede yıllar önce benim gibi düşünlerin sorduğu, cevap bulamadığı, elbet bir gün birilerinin cevabını bulacağı şekilde. Anavatanımızdan sürekli Avrupa’ya geçiş hayalleri kuran birçok vatandaşımızın olduğu gerçeğini de gözardı etmeyerek, birkaç satır yazmak, hevesleri kırmadan olanı biteni sıcağı sıcağına yazmak bizim sırtladığımız yük oldu. Yük diyorum çünkü yapılacak o kadar çok şey varken bunları yazmak, bilmeyeni bilgilendirmek, bilginin gerçekliğini savunmak, doğru olduğunu kabullendirmek en azından bu iş kadar yorucudur.

Gittiğin yeri tanımayacaksan, ulaştığın heryer zından gibidir. İnsanlık kavramından uzaklaştırır, ne olduğu belirsiz, kişiliksiz biri haline getirir. Tıpkı burada yani Belçika’da olduğu, yaşandığı gibi. Sokaklarda Türk tabelaların yer aldığı, lüks restorantlar, lüks marketler, lüks ticari merkezlerin arasında, 1 milyonu aşkın ana nufüsü, 3 milyonu aşkın dışarıdan gelmiş misafirleriyle Brüksel bugün günlük yaklaşık 4 milyon kişiye ev sahipliği yapıyor. İş merkezleri, işlek caddeler, kalabalık insan nüfusu, tıkabasa dolu park alanları derken birde gürültülü bir ortamın tam içinde, yani gözlerin göremediği, zihinlerin kabullenemediği fiili cehennem ortamı. Etrafı izleme fırsatı olanlar çok iyi bilirler, herkes bir şeylerin peşinde koşuyor, bir bina yanında yaşayan insanların çektiği içler acısı durumdan haberdar olmadan, dünyavi işleri tamamlama çabası, insanlığı kendinden oldukça uzaklara savuruyor.

Bu durum sadece insan hayatında değil, ülke yönetiminde de farklı roller üstleniyor. Süre gelen saçma kanunlarla, zenginin daha çok zenginleştiği, fakirin ise açlık sınırına dayandığı bir süreç bugünler. Bugünler, tarihin karanlık sayfalarında, belki de bizlerin vesilesi ile yer bulacak, bizden sonra ki nesile miras kalacak. Önemli olan bugün yapılanların yarının nesline miras bırakılacağı konusuysa, attığımız adımlara, aldığımız kararlara dikkat etmeli, duyarlı yaklaşmalıyız. Her çağda ekonomik sıkıntılarla karşılaşmış insanoğlu, bazıları kuru ekmekle mutlu olabilmişken, bazıları da servetine servet katarken bile aç olduğunu göstermiştir. Dün yani yüz yıllar önce neler olmuş, neler yaşanmışsa; bugün Avrupa’nın başkenti sayılan Brüksel’de de o oluyor, o yaşanıyor. Metro istasyonlarını ev haline getirenler, bazen kışın soğuğunda, bazen ise açlıkla mücadele ederken hayatını kaybediyor. İnsan haklarından her fırsatta bahsederken, Avrupa’nın göbeğinde yaşanılan dramları gözleriyle görerek şahitlik edenler kafalarını başka tarafa çeviriyor, birkaç saniye belki de hallerine üzülüyor ama çok geçmedende unutuyor. Hayatta mücadele etmesi gerektiğini, çocuklarına daha iyi bir gelecek bırakabilmek için daha çok çalışması gerektiğini, daha iyi bir hayat için daha çok para kazanması gerektiğini düşünüyor, bunun için gece gündüz uğraşıyor gerektiğinde ise “insan” demeden sömürmeye yönelip, birilerinin kaybını kendi kazancı haline getiriyor. Sadece Avrupa’da durum bu şekilde ilerlemiyor. Yüz yıllardır Ortadoğu’da akan kanlara ortak olanlar, bedeli yine kanı dökülenlere ödetiyor. 10 yıldır dünya dengeleri sürekli değişiyor. ABD’nin mevcut durumu, iç karışıklıkları doların değer kaybetmesi bir yandan AB’yi diğer yandan ÇİN,RUSYA, TÜRKİYE gibi ülkelerin farklı alternatifler geliştirmeye yönlendirdi. Dünya artık ABD’yi istemiyor gözükse de aslında gerçekte istedikleri güçün tek bir noktada birdaha buluşmaması. Bunun için pazarlıklar yapılıyor ancak ne yazık ki öncesinde olduğu gibi yine insanların refahı gözardı ediliyor, tamamen ülke menfaatleri gözetleniyor. Savaşı başlatacak olanlar, savaşı kaybetse bile ya sürgün ediliyor ya da bir şekilde canını azraile teslim etmiyor. Ölenler tamamen insanlık, 1. Dünya Savaşı yaşandığında da öyleydi. 2. Dünya Savaşı yaşandığında da. Savaşı çıkartanlar, milyonlarca insanın canını, çocuk, bebek, anne, evlat demeden, hiçbir ayrım gözetmeksizin bombalar yağdırmış, milyonlarca insanı katletmişti. Bugün 3. Dünya Savaşı çıkarsa kaybeden insanlık olacak; kazan taraf kim olursa olsun. Daha iyi bir gelecek için, insanlığın kendini yönetenlere sağlam mesajları olmalı. Savaş kaçınılmazsa elbette ancak bunun sonrası da düşünülmeli. Her savaşın bedeli açlıktır, sefaletlik, yoksullukla mücadeledir. Sakat kalmaktır, canından olmak, sevdiğini kaybetmektir.

Dolayısıyla, yaşadığımız yerin neresinin olduğundan ziyade, yaşamımıza neleri koyabildiğimizi, nelerin eksik kaldığını, geleceğe dair neleri beklediğimizi ve bu beklentilere ne gibi hazırlık yaptığımızı görmemiz, anlamamız gerekir.

Suat BEZENG
25/08/2018

Size ön gördüğümüz tarih bile bizi haklı çıkarttı

“Belçika’da Türkçe medyaya itibar kaybettirenler er ya da geç bu işin bedelini öderler” demiştik. Elbette bizde bu konuda konuşacağız ama her şeyin bir vakti vardır. Yıllarca yaptıklarınıza kimse ses edememiş. Biz ettik, bu yüzden bize düşman kesildiniz. Bu yüzden bizi hedef tahtası haline getirmek istediniz. Ancak görmediğiniz bir şey vardı. Oda her yaptığınızı elinize yüzünüze bulaştırdığınızdı. Bu yüzden sizi hiç ciddiye almadık. Bu yüzden her yaptığınız pisliği görmezden geldik. Biz Allah’ın adaletine güvendik. Ondan istedik; ondan bekledik. Allah her zaman adaletiyle tecelli edendir. Bundan sonra da doğru bildiğimiz ne varsa onu yapacağız. Kimsenin şüphesi olmasın.

Unutulmasın ki
“Mey biter saki kalır,
Her renk solar haki kalır,
Diploma insanın cehlini alsa da;
Hamurunda varsa eşeklik, baki kalır..”(Fuzuli)

Ve ayrıca, menfaatlerin bir araya getirdiği şahsiyetler, menfaatleri kadar toplumun nazarında olduğunu unutmamalıdır. Herkes işi görülmeye kadar ayıya dayı der. Marifet işi görüldükten sonra da ayıyla iyi geçine bilmektedir. Tabi onlarla menfaati bitmişler bunu iyi bilirler. Onlar bilhassa ağızlarının payını almışlardır. Onlar bizden çok o insanlarla görüşmüş, onları iyi tanımışlardır. Ne kadar pislik olduklarını, ses çıkartırlarsa bağlarının ağrıyacağını çok ama çok iyi bilirler. Tabii neden başları ağrısın ki.
Ne şiş yansın ne de kebap.
Şimdi soruyorum size; görmezden gelmişlik adilik değil de nedir?
Bu pisliği size sıçrattıklarında yine başınız ağrımayacak mı?
Adı pislik olduktan sonra içinden ne çıkacağının ne önemi var?
İki tarafı idare ederken başınızın ağrımayacağı garantisi mi var?
Hala neden bu insanlara itibar kazandırma zahmetindesiniz?
Şerefi, haysiyeti, insanlığını egoları uğruna yerle bir etmiş,
İki ayağı bile çukura düşmüş bu zavallı insanlarla hala neden oynuyorsunuz?
Yüzlerine bakarken hala nasıl gülebiliyorsunuz?

Her neyse,
Allah kimseyi şeytani bakışla İlah’ı zikredenlerden eylemesin.
Alenen gelecek Nesil’in hayatını mahvetmektesiniz, daha ne diyeyim.

Suat Bezeng
21 Mayıs 2018
Brüksel